Bireysel danışmanlık Aile danışmanlığı Psikonkolojik danışmanlık

Kekemelik ve Tedavisi - 20.06.2009

Kekemeliğin Tanımı: Kekemelik; Psikolojik sebeplerle doğal ritmin bozulması sonucunda konuşmada ortaya çıkan aksaklıklardır

Kekelemek, bir insanın kasıtsız olarak damak sesleriyle başlayan kelimeleri ve heceleri tekrarlamasına, uzatmasına veya kesmesine verilem tanımlamadır. Bu konuşma kısıtlamasına sahip kişilere kekeme denir.
Kekemelik, çocuklarda yetişkinlere kıyasla daha çok rastlanan bir olaydır. Okul öncesi cağındaki çocukların %5'i kekemedir.Yetişkinlerde bu oran yaklaşık %0,73 kadardır.Aynı oran cinslere göre ayrılırsa, erkeklerde %80, kadınlarda %20'dir
Kekemeliğin Nedenleri;
Kekelemeye henüz kesin bir neden verilememiştir. Bazı araştırmalargenlerin veya stresin kekelemeye yol açtığını göstermektedir. Ayrı bir araştırma ise kekeleme ve Tourrette sendromu arasında ilişki olduğunu savunmaktadır
Kekemelikte ailevi ve kalıtsal etkenlerin önemli rolü vardır. Özellikle çocuğun anne ve babasında kekemelik davranışı varsa çocukta da kekemeliğin görülme olasılığının yüksek olduğu bilinmektedir. Kekeme bireylerin yaklaşık yüzde 40-60 ’ının ailesinde kekeleyen ya da yaşamının bir döneminde kekelemiş bir kişi vardır. Bu durum kekemeliğin öğrenilerek ortaya çıkmasından ziyade kalıtsal nedenlere bağlıdır (Korkmaz, B. ve ark., 2008).
Felsenfield ve arkadaşları (2000), kekemelikte %39-86'ya kadar değişen oranlarda genetik etkenlerin rol oynadığını bildirmişlerdir (Avcı, A. ve ark., 2002).
Okul öncesi pek çok çocuğun konuşmasında geçici kekemelik görülebilir. Çocukların konuşma gelişimi yani dili öğrenmeleri sırasında 2-5 yaşlarında konuşmalarının akıcılığında bozukluklar oluşabilir. Bu durum kekemelik olarak adlandırılmamalıdır. Bu dönemde ebeveynin tutumu, çocuğun konuşmasına dikkat çekecek şekilde olmadığında konuşmadaki sorun ilerleyen dönemlerde kendiliğinden ortadan kalkacaktır (Turan, A., 2005).
Kekemelik genellikle 2-7 yaşlar arasında ve erkeklerde 4-5 kat daha fazla görülür (Lawrence ve Barclay 1998, Kent 2000). Amerika ve Avrupa'da yapılan araştırmalarda kekemelerin kız erkek oranının 1/3-1/5 arasında değiştiği bildirilmiştir (Avcı, A. ve ark., 2002).
Erken dönemde kekemeliğin görülme sıklığı yüzde 4’tür. Bu yüzde 4’ün yüzde 75’i sorunu kendiliğinden aşabilmektedir. Geri kalan yüzde 25’inde ise kekemelik devam etmektedir.
Kekemeliğin genel nüfusa göre oranı yüzde 1’dir.
Kekemelik Nedenleri İle İlgili Görüşler ve Kuramlar
 
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda kekemeliğin nedenlerine ilişkin kesin bir sonuç elde edilememekle birlikte bu konuda pek çok görüş bulunmaktadır.
- Van Riper’a (1975) göre kekemelik, respirasyon (soluklama), fonasyon (ötümleme) ve artikülasyon eşgüdümünde meydana gelen aksaklıkların sonucunda ortaya çıkar.
- Zimmermann (1985), kekemelik, konuşmada devreye giren yapıları etkileyen beyin sapı reflekslerinin anormal bir biçimde uyarılması ya da baskılanması sonucunda ortaya çıkar.
- Sigmund Freud genel olarak kekemeliği kişilik bozukluklarının kısmen konuşma bozukluklarında yansımasını bulan nevrotik bozukluk olarak benimsemiştir.
- Norman Geschwind (1985) (Hormonal Kuram), Testesteron hormonu fetüs beyninde nöral gelişimi geciktirmektedir. Sağ yarıküre daha önce geliştiği için, sol yarıküredeki etkisi daha büyük olmaktadır. Erkek fetüs, dişi fetüse göre daha yüksek dozda testesteron hormonuna maruz kalacağından, erkeklerde sol beyin gelişiminde gecikme daha yaygın olacaktır. Erkeklerde sol beyin ile ilgili işlemlerde sorunlar daha sık görülecektir (dil ve konuşma gelişimi, disleksi, kekemelik) vb. Ancak bu görüş kekemelikle ilgili tam bir açıklama getirememektedir
- Orton-Travis’in Serebral Başatlık Kuramına göre, konuşma organları (dil, çene, dudak vb.) konuşmayı sağlayan sinirsel uyarımları iki yarıküredeki ayrı kaynaklardan almaktadır. Konuşma eyleminin düzgün ve akıcı olabilmesi için, bu iki farklı kaynaktan gelen uyarımın doğru bir biçimde senkronize çalışması gerekmektedir. Bunun için de bir yarıkürenin diğerine göre daha üstün (başat) olması gerektiği ve başat olmayan yarıkürenin başat olanın temporal uyarımlarını kabul etmesidir. Başatlığın olmaması durumuda ise her iki yarıküre de işlevlerini ayrı ayrı sürdüreceğinden, ‘konuşma’ kaslarının iki yarısı zayıf eşleniklik yüzünden konuşmada aksaklıklar ortaya çıkacaktır.
- Sheehan’ın görüşüne göre kekemelik, konuşma isteği ile konuşmadan kaçınma çelişkisinden ortaya çıkmaktadır. Konuşma isteği kaçınma isteğinden yeterince güçlüyse ‘normal konuşma’ kaçınma güdüsü daha yüksekse ‘konuşmama’ görülür. Ancak bu iki güdünün birbirine eşdeğer olduğu durumlarda ise ‘kekemelik’ ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde “yatkınlık kuramı”na göre kekemelik, kalıtsal yatkınlık ile birlikte hızlandırıcı çevresel faktörlerin ürünüdür.
Bloodstein (1995) geçmiş dönemlerde çocuğun konuşmasının akıcılığının bozulması korku, hastalık, üzüntü, ebeveyn kaybı, şok vb. çevresel etmenlere bağlanmaktaydı oysa günümüzde kekemelikle ilgili kuramların çoğunluğu baskı altındayken konuşmada görülen aksaklıklara yapısal ve organik faktörlerin neden olduğu görüşünde birleştiklerini ifade etmiştir (Konrot,A., 2008).
Çok şaşırtıcı bir şekilde kekelemeyle ilgili kabul gören çoğu bilgi Milton Erickson’a aittir. Milton Erickson Bütün Eserleri / Cilt 4 syf 92 de “Kekeleme Bir Çeşit Çatışmadır” kısmında; kekelemenin başkalarıyla çatışmayı içeren bir hastalık olduğunu söylemiştir. Bu hastalık genellikle çocuklukta meydana gelen bir ya da birkaç olayda çocuğun konuşmaktan korkması ya da konuşmak istediğinde bir şekilde konuşturulmamasından kaynaklanır ve bu da susturulmalar ya da susmalar bir şekilde kekemeliğe sebep olur.
 
Kekemeliğin Özellikleri
Kekemeliğin belli başlı özelliklerini yedi grupta toplamak mümkündür.
1- Normal sayılamayacak şekilde ses, hece ve kelimelerin tekrar edilmesi;
p…p…p…peki
an-an-anladım,
ben - ben - ben – ben de geliyorum, gibi.
2- Kelimelerin bitirilmeden bırakılması
3- Düzensiz solunum kararsız konuşmaya bağlı kelimelerde tuhaf vurgulamaların ortaya çıkması.
4- Seslerin olağandışı uzatılması
Sssssssıcak, ffffffare, gibi.
5- Bazı seslerin çıkartılması sırasında gerginliğin artmasından ötürü nefesin engellenmesi ve tıkanması sonucunda oluşan bloklar.
6- Konuşmada zorluk yaşandığı anda emosyonel (heyecansal) nedenlerle fazladan kelime ve sesler eklenir; ya, bu , aman, işte, şey, gibi.
7- Kelimeler konuşulan konuya uygun olmayacak şekilde dolambaçlı şekilde söylenir. Hangi kelime ve ses problem yaratacaksa bu durumda kelime oyunlarıyla kaçmaya çalışırlar (Turan, A., 2005)
 
Kekemeliğin Tedavisi:
 
Kekemeliğin tedavisinde izlenen yollar, nedenlere ilişkin kurumlara bağlı olarak çok ve değişiktir.
Kekemeliğin nedenini yapısal bozukluğa bağlayan ya da o görüşte olan uzman sağaltımda o yöne ağırlık verecektir.
Kekemeliği bir kişilik bozukluluğu olarak uzman ise ruhsal sağaltımı savunur ve onu uygular.
Nedene ilişkin kurumları açıklarken, son olarak değinilen orta yol görüşü sağaltım için de geçerlidir. Ancak burada bir önemli noktanın açıklanması gerekmektedir. Kekemeliği baştan nedenler ruhsal olmasa bile sonradan, kekemeliğin bir ruhsal sorun haline dönüştüğü açıktır. Bu bakımdan kekemeliğin düzeltilmesinde ruhsal sağaltım ile konuşma sağaltımının birilikte düşünülmesi gerekmektedir.
Ruhsal sağaltım ya da konuşma sağaltımı için bireysel ve grup çalışmaları yapılabilir. Kekemelerle yapılacak ruhsal sağaltım için grup çalışmalarının daha etkin olduğunu ileri sürenler vardır.
Konuşma tedavisi ve ruhsal sağaltım yöntemleri kekemeliğin birinci ya da ikinci dönem oluşuna, ağırlık derecesine, bireye ve sahip olunan olanaklara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.
Tedavide bir genel kural kekemeliği yaratan, sürdüren, ağırlaştıran etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına çaba gösterilmesidir.
Kekemeliğin tedavisi diğer konuşma özürlerine göre daha çok zaman alıcı, uzun süren bir çalışmayı gerektirir. Bunun baştan kekeme, ailesi ve uzman tarafından dikkate hatta göze alınması gerekir.
Kekemelikte konuşma terapisi şarttır .
Öncelikle şunu anlayalım, hiç kimse kekeme doğmaz, çünkü zaten konuşma sonradan öğrenilen bir şeydir. İnsanlar konuşmaya önce dinleyerek başlarlar, sonra düzgün kelimeleri söyleyene kadar anlamsız sesler çıkartırlar.
 
Hepimizin bildiği gibi bazı çocuklar diğerlerinden önce yürümeye başlar, aynı şey konuşma için de geçerlidir. Bunun birçok sebebi vardır, ama ben sadece birkaç tanesinden söz edeceğim.
 
Bazı çocuklar diğerlerinden geç öğrenmeye başlarlar. Bu geç öğrenmeye başlama genellikle bakıcılar tarafından oluşturulur, çünkü bakıcılar onları anlamaya çalışır, bundan dolayı bu çocuklarda konuşmalarını bozucu bir çeşit nefes alıp verme hızında bir düzensizliğine sebep olan hiper solunum hastalığı ortaya çıkar. Bu çocuklar ilk bakıcılarına onlara dayandıkları için teşekkür etmelilerdir.
 
Diğer kekeleme durumları da çocuklukta meydana gelen bir korkudan meydana gelmektedir. Unutmayın bir yetişkine oldukça sıradan gelen bir durum bir çocuk için oldukça korkunç olabilir. Bakış açıları büyüklük ve anlayışa göre çok büyük farklılıklar gösterebilir.
 
Korku bir çocuğun konuşmasını nasıl etkileyebilir? Bir çocuk hayal edin bir yerden, bir şeyden kurtulmak için çırpınıyor. Ama söyleyeceği tek bir kelime çok kötü sonuçlar doğurabilecek. Gerilimi artıyor, acı ve korku düzensiz nefes alıp vermesine sebep oluyor, tam ağzından bir şeyler çıkarmak için yeltendiği anda bir şey onu geriye atıyor. Konuşmasına izin vermiyor. Ve bu hatıra bizim beynimizin içine gömülüp gidiyor, çünkü kötü durumlarda geriye çekilmek bizim, insanoğlunun, doğal bir hareketi…
 
Ne yazık ki kötü deneyimleri saklayan, yaptığımız her şeyi bilen bilinçsiz hafızamız bunları bilinçli hafızamızdan saklar. Ve ne zaman sinirlerimiz gerilse baskı altında bulunan hafızadan dolayı düzensiz nefes düzeni oluşur ve buda kekemeliği beraberinde getirir.
 
Yani kekeleme bir fikri dile getirme isteği ve bunun engellenmesinden ortaya çıkar. Ayrıca kekemelik insanlarla ve toplumla olan bir çeşit çatışmadır. Kekelemenin bir çeşit sinir olduğunu söylemiyorum ama insanın konuşmak zorunda olduğu zaman konuşamaması bir iç hüsran yaratmaktadır. Bu da bir zincir şeklinde kişinin nefes alıp verme düzenini etkilemekte, bu düzen bozukluğu da konuşmayı etkilediği için insanın genel toplum içi ilişki süreçlerini olumsuz yönde etkilemektedir.
 
Peki, bu acı verici süreci düzeltmeye nereden başlamalıyız? Bu süreci düzeltmeye nefesten başlamalıyız. Kekeleyen herkesin düzensiz bir nefes alıp verişi vardır. Bu tüm kekeleyenlerde ortak bir özelliktir. Bunun için yapılması gereken şey bu düzensizliği gidermektir. Her iyi konuşmacının bir konuşma ritmi vardır. Örneğin kekeleyen insanlar şarkı söylerken asla kekelemezler, neden?
 
Bunun ilk nedeni ritim, diğer nedeni de sözcükten öncesine değil, sonrasına konsantre olmamızdır. Yani eğer vurguyu kelimenin sonuna yaparsanız başı akar gider.
 
Kekeleme kendi kendinize fısıldamanızla da giderilebilir. Kendi kendinize mırıldanacağınız şarkılar ve tekerlemeler konuşmanızda bir kalıbın yaratılmasına yardımcı olur.
 
Kekeleyenlerin yapması gereken başka bir şeyde konuşmalarını yavaşlatmaktır. Ne kadar hızlı ve uzun konuşursanız o kadar gerilirsiniz ve ne kadar hızlı konuşmaya çalışırsanız bir o kadar kekelersiniz.
 
Ayrıca kekeleyen birisi aynanın karşısına geçip, uzun ve rahatlatıcı bir nefesten sonra kekelemesinin azaldığını görecektir. Eğer kekeleme eğiliminiz varsa ve bunu denerseniz ne kadar işe yaradığını göreceksiniz.
 
Peki ya baskı altındaki hatıra için ne yapabiliriz? Hipnoz ve hatıra hatırlama etkili olur mu? Binlerce kekeleyen insan tek bir hipnoz seansıyla bu dertlerinden kurtulmuşlardır. Hipnozla kekelemenin başladığı ana dönülüp, o anda kişinin yüz yüze geldiği durumu ya da korkuyu şu anki yetişkin bakış açısıyla değerlendirdiğimizde kolayca bu durum giderilebilinir.
 
Bazı insanlar için çocukluk hatıralarına gitmek oldukça can sıkıcı olabilir. Kekemeler aynı zamanda birkaç hipnoterapik seansla insanları doğal konuşma sanatını tekrar öğreten Milton Erikson’un geliştirdiği teknikle düzgünce konuşmayı öğrenebilirler. Daha sonra konuşmaya metaforlar ekleyerek bilinçaltını yeni anlayışlarla ve konuşma özgürlüğüyle doldurabilir, zaman bozulması tekniğiyle hipnotik trans esnasında rahatlama etkisiyle öğrenme sürecini hızlandırabilir
Özetle tedavide , varolan psikolojik durum sters faktörleri değerlendirilir, nefes egzersizleri ve konuşma terapisi yanı sıra özgüven çalışmaları ve hiponotik telkinler eklenebilir. Tabi ki her tedavi bireye özgü düenlenir
 
 
Anne ve Babalara Öneriler
• Öncelikle Kekeme çocuklarla çalışmış çalışan bir psikoloğa başvurun
Kekeleyen çocuğunuzla yavaş konuşarak ona en iyi şekilde yardım etmiş olursunuz.
• Karmaşık konuşmaktan ve telaffuzu zor kelimelerden, uzun cümlelerden kaçının.
• Çocuğunuza iyi ve ulaşılması kolay bir ‘konuşma modeli’ olun. Ne kadar az mükemmel olursanız o kadar çok kolay ulaşılabilirsiniz.
• Sürekli sorular yöneltmeyin, bırakın çocuğunuz istediği zaman istediği konularda konuşsun (Rosenberger, S., Çev.Kızılboğa, V., 2008).
• Konuşurken nasıl konuştuğuna değil anlattığı konuya odaklı olarak ve göz temasını sürdürerek onu dinleyin. Jest ve mimikleriniz sabırsızlık, acıma, üzüntü, sıkıntı vb. duygulardan uzak olmalıdır, dinlerken rahat davranın. Sizin bu davranışınız onun da rahatlamasını sağlayacak ve çocuğunuzu konuşmaya cesaretlendirecektir.
 
 
 

İletişim için;

 

Sinem Demirel 

Uzm.Psikolog

 

Tel: 0-541 4571507

 

 
Kaynakça:
vikipedia
http://www.insandan.com
http://www.kekemelikcozumu.com